Önümde
yürüyordu. Boyu biraz uzun, saçları koyu kahverengi ve biraz özensiz
taranmıştı. Bir iki adım attıktan sonra yanına gittim. Öyle dalgındı ki beni
görmedi. Ya da görmezlikten mi geldi bilemiyorum. Ben yine de ısrarlıydım;
kendimi ona hatırlatacak ve bir merhaba diyecektim. Elinde bir poşet
vardı.Poşeti sallaya sallaya yolun karşısına doğru geçti.Bende hemen arkasından
karşıya doğru yürüdüm. Bu esnada onunla tam 5 yıl önce çarşının merkezinde
buluşup birbirimize veda ettiğimiz an gözlerimin önünden saniye saniye
geçiyordu.Birçok şey atlatmıştım ve o yıllarda hayat karşısında nasıl tavır
takınılması gerektiğini öğrenmeye çalışan çaylak bir öğrenci gibiydim. Monoton
bir o kadar da keyifli bir yaşamımız vardı oysa ki. Ben çarşıda beni bıraktığı
yerde kalmış , hayallerini bir bir yitiren insanı oynuyordum. Hayatın
çürümüşlüğünü düşüne düşüne yaşadım birkaç yıl. Çok şeyler atlatmış çok yerler
görmüştüm. Annemin cesaretlendirmeleriyle çok şeyin üstesinden gelmekle beraber
bir o kadar da cesur olmuştum.
İşte
tam bu cesurluğun üstüne tekrar onunla karşı karşıya gelmek biraz cesaretimi
kırmıştı.Beni tam 5 yıl öncesine götürmekle kalmayıp bir de kendimi, bıraktığım yerde görmeme sebep olmuştu. Anlaşılan o ki ben onu sadece görmeyince rahatmışım
ve cesaretliymişim.
Yolun
karşısına geçtiği an da beni fark etti. Gri mantosunun üzerinden sağ tarafa
doğru başını hafifçe çevirdi. Belki de baştan beri beni fark etmişti; kim
bilir?!
Adımlarım
yavaşlaştı ve bende gözlerimi hiç ayırmayarak ona doğru baktım. Tıpkı 5 yıl
önceki gün gibi gözlerinin taa içine bakmaya fırsat arıyordum. O an göz göze
geldik.Hafifçe gülümsedi. Göz göze gelmiştik işte o an. Ağzımdan tek kelime çıkmadı.
Başını
hafifçe yere doğru eğdi.Gözlerini gözlerime değdirdiğinde;
-Zeynep…!
Çıkabildi ağzından.
Aslında
o kadar çok şey demek lazımdı ki o an; ama pek bir şey diyemedim. Uzun uzun
baktım. 5 yıl önceki yüzünün samimi havası hiç bozulmamıştı fakat biraz daha
sertleşmişti.
Kendimi toparlayarak ;
-Merhaba
Samet, dedim. Nasılsın?
-İyiyim,
seni görmeyi hiç beklemiyordum şaşkınım biraz, dedi..
Ben
elimdeki eldivenleri çıkararak ;
-Bende,
dedim.
Sanırım
heyecanlanmıştım ve ellerim terliyordu. Aslında Samet heyecanladığımda
ellerimin terlediğini bilirdi. Ben bunu da düşünerek daha da sıkıntı içine
girmiştim.Bu durumdan hoşnutsuzdum ve bir an önce gitmeliydim.Tam veda etmek
için hoşça kal diyecekken
-Neler
yapıyorsun, hayatın nasıl gidiyor, dedi.
-Mastır
yaptım iş bakıyorum dedim.
Dudağında
takdir eder bir gülümsemeyle bana baktı ve onun ne yaptığını sormayı akıl edemeyerek ;
-Hoşça
kal Samet dedim.
Bunu beklemediği yüzünden belliydi ama gitmeliydim.
-Görüşmek
üzere Zeynep diyerek simitçinin olduğu yöne doğru yürüdü.
Kendimi
iyi hissetmiyordum. Yıllar önce olan bir hikayenin iki baş kahramanı, 5 sene
önce ayrıldıkları bir ilkbahar gününde yine 5 sene sonra karşılaşıyordu. 5 sene önceki fikirlerim
hayallerim aklımdan bir bir geçerek kalbimin hüzün köşesinde toplanıyordu.
Kendime gülerek; bunları unuttuğumu sanıyordum.Oysa ki hepsi Samet’i görene
kadarmış .
Ellerimi
mantomun ceplerine sokarak iki ağaçlı yollar arasında yürümeye başladım. İş
başvurularımı düşünecek kafa kalmamıştı. Aklıma teyzem geldi ve adımlarımı
sıklaştırarak durağa doğru yürümeye başladım. Düşüncelerse halen beynimde
anılarımı deşiyor, önüme koyuyordu. Koskoca 5 sene geçmişti, unutmuştum fakat
hayatıma da kimseyi alamamıştım. Hep bir yerle eksik kalmış ve öksüz
bırakılmıştı. Durağa doğru giderken umutsuzca arkama baktım.Bir şeyler görmeyi
umarak..
İşte
tam o an Sametle tekrar göz göze geldik… İnanamıyordum tıpkı 5 sene önce
karşıma aniden çıkıp beni mutlu ettiği gibi şimdi de öylece karşımda duruyordu.
Şaşkınlığım yüzümden okunuyordu sanırım ki;
-Konuşalım
Zeynep dedi…
Ben
şaşkınlık içerisinde kalmıştım ve gözlerimin dolduğunu hissederek kendimi
bırakmamak için sıkıyordum….
(Devamı gelecek…)